Eylül 2003 / September 2003

„İSTANBUL´DA BİR ZÜRAFA“

Sunay Akın’ın kitabı üzerine

Nurten Kum

Uzun yıllar önemli uygarlıkların merkezi olan İstanbul, bugün karmaşık bir kent görünümünde. İstanbul`u anlamak kolay değil. Anlatmak da. Türkiye`nin politik, ekonomik, kültürel ve tarihsel açıdan çalkantılarla dolu geçmişine bir göz atılırsa bugünün İstanbul`unun karmaşıklığını anlamak belki biraz kolaylaşır.

İstanbul nasıl böyle bir noktaya geldi? Trafik kargaşasının, çarpık yapılaşmanın, düzensizliğin doruk noktasına ulaştığı bu durum daha ne kadar sürecek? Herşeye rağmen halen içinde barındırdığı güzellikler nasıl korunacak?

Sunay Akın İstanbul tutkunu ve İstanbul`u iyi tanıyan, tarihini iyi bilen bir şair ve yazar. 2001 yılında Çınar Yayınlarında çıkan ve kısa öykülerden oluşan „İstanbul`da Bir Zürafa“ kitabı İstanbul`un tarihinden izler taşıyor.

Yazar İstanbul`u anlatıyor. Fakat kimsenin İstanbul`u anlatmayı denemediği bir tarzla. Çünkü her ne kadar önemli tarihi isimlerden, önemli tarihi olaylardan bahsediliyorsa da İstanbul`da bir Zürafa kitabının kahramanları, olayları ve değişimleri sessizce izleyen hayvanlar ve hayvan heykelleri. Fareden file, köpekten zürafaya, fok balığından kartala yaşananlara tanıklık eden bir çok hayvanın varlığı sezilir öykülerde. Kitabın sonundaki adlar dizininde, öykülerde adı geçen önemli tarihi isimlerin yanısıra, hayvanlar da özel isim olarak belirtilmiş. Yazarın bu tavrı, öykülerindeki hayvanları en az diğer tarihi isimler kadar önemli gördüğünü yansıtıyor.

Neden hayvanlar sarmış Sunay Akın`ın kitabını. Bu hayvanların tarihle ilişkisi ne? İstanbul`la ilişkisi ne?, politikayla ilişkisi ne?, yaşamımıza neler katmışlar ? Bunlara cevap aramaya çalışıyor Sunay Akın kitabında.

Bu kitaptaki öykülerde olaylar, bir tek çizgide gelişmiyor. Sunay Akın, kurduğu çağrışım zincirleriyle beklenmeyen yerlere götürüyor okuyucuyu. Olayların sonuçları o kadar önemli değil, olaylar da akıllarda kalmıyor. Anlattığı olaylardan ve sonuçlarından çok , yaşama, İstanbul yaşamına yaptığı göndermeler daha çok iz bırakıyor bellekte.

Tarihte, bir çok hayvanın, yaşadığı ortamdan uzaklaştırılarak hediye olarak başka ortamlara, başka ülkelere gönderilmelerinden söz ediyor Sunay Akın. İstanbul`a da tarih boyunca o güne kadar tanınmayan hayvanların armağan olarak gönderildiğini belirtiyor. Bu jestlerde en çok da zürafaların seçildiğini, bunun da onların şaşırtıcı ve etkileyici görünüşlerinden kaynaklandığını, uysal oluşlarının da onların kolay yakalanmalarına uygun bir zemin oluşturduklarını anlatıyor yazar.

Hediye edilen bu hayvanların İstanbul`a gelişleri de çok ses getirmiş o dönemde. O güne kadar belki sadece resimlerden tanınan hayvanlar, İstanbul yaşamının bir parçası olmuşlardır artık.

Boğa Heykelinin birkaç kez yerinin değiştirilmesinde sonra Kadiköy Altıyol`a getirildiğini ve boğanın bu yolculuğu yaptığı esnada İstanbul`un giderek kalabalıklaştığını ve yeşil alanların yok edildiğini, bunun yerini beton yığınlarının aldığını, onun bu yaşananların tanıği olduğunu da dile getiriyor yazar.

Altıyol`daki bu Boğa Heykeli`ni her gördüğümde onun neden Kadiköy`ün merkezine yerleştirilmiş olduğunu sormuşumdur kendi kendime. Cansız ama, etrafında olup bitenlerin farkında olan bir boğanın bakışıyla İstanbul`u izleme gereğine dikkat çekilmek isteniyor.

Bu kitabı okuduktan sonra herhangi bir taşın, sütunun ya da heykelin bir yere raslantısal olarak yerleştirilmediğini, bunların bir anlamı olduğunu ve araştırmak gerektiği konusunu daha bir titizlikle düşünmeye başladım. Kitap yazın diliyle bizi duyarlı olmaya, çevremizi daha dikkatli izlemeye, olan bitenin farkına varmaya çağırıyor belki de.

Bir çok uygarlığa başkent olmuş bu şehir, uygar (!) olmayan insanların elinde tükenmeye mahkûm mu edilecek? Yoksa birşeyleri düzeltmek için halen vaktimiz var mı?

Hayvanların bu suskun kalışları bize birşeyler mi söylemek istiyor? Ne dersiniz?