Irak: Batının yeni teslimatcısı mı?

Başlayacak olan Irak savaşının ekonomi politiği

Steffen Hertog

Daha şimdiden Irak’ın savaş sonrası petrolü üzerine hesaplaşmalar başladı. Ancak görünen: ABD’nin istediği senaryolar gerçekleşmeyecek.

Bush Hükümetine gerçektende Irak seferini gizli hazırladığı suçlaması yapılamaz. Eninde sonunda savaşa girişileceği konusunda yeterince açıklama yapıldı ve George Bush’un ekibi hayli sesli bir şekilde sürekli yeni gerekçeler arıyor. Ancak tüm bunlar, başka bir konuda sessizliğin hakim olduğunu gizleyemiyor: Irak’ın şimdiki ve gelecekteki petrol gücü olarak rolü ne olacak? Amerikalı seçmenler şu anda sadece boş laf işitiyorlar. “Defense Policy Board” başkanı sağcı Richard Perle Eylül’de kongrede yaptığı konuşmada “Petrol Irak halkınındır” açıklamasını yaptı. 1991 yılındaki Körfez Savaşında açıklandığı üzere konu petroldü, ancak bugünkü koşullarda ABD Hükümeti bu kadar açık olamıyor. Hükümet, gelecekteki savaşın petrol ile olan ilgisin olduğunca hafif göstermeye uğraşıyor – zaten Hükümetin petrol sanayi ile olan utanç verici bağlantısı nedeniyle başka bir tavır sergilemesi de beklenemez. Ancak, Bush Hükümetinin enerji stratejileri ile ilgili düzenleme beklentileri olmadığı varsayılsa bile – ki, bu hayli güç – savaş ve petrol sıkı sıkıya içiçe geçmiş durumda: Benzin istasyonlarında şimdiden de facto bir savaş vergisi veriliyor bile. Yeni bir savaşın stratejik olumsuzlukları olmasaydı, Körfez’deki petrolün fiyatı üç ile beş Dolar daha ucuzolurdu. Irak’ta ne olursa olsun, herşeyin uluslararası petrol piyasalarına etkisi olacaktır. Petrol piyasalarının iniş çıkışlarından ise ABD, kişi başına düşen tüketimin benzersiz yüksekliği nedeniyle, bütün Batı ülkelerinden daha fazla etkilenmektedir.

Pahalı ABD Stratejisi

Petrol konusunda Irak uyuyan bir dev. Irak petrol sanayi 1991 yılından bu yana sükût içerisinde: uluslararası yaptırım rejimi nedeniyle teknolojik gerilik ve sermaye sıkıntısı çekmekte. BM’in doksanlı yılların ortalarında başlatılan “Oil for Food” programı da olanaklarının hayli gerisinde kaldı: Ülkenin ulusal rezervleri yaklaşık 112 milyar varil olarak varsayılmakta. Böyllikle Irak, rezervlerinin 260 milyar varil olduğu sösylenen Suudi Arbistan’ın ardından ikinci büyük petrol gücü. Son yıllarda ise Irak, Suudiler dünya piyasalarına günde 8 milyon varil petrol pompalarken, 2 milyon varilden daha azını üretti.

Bush Hükümetinin inadına “Oil for Food” programında daha başından itibaren yasa dışı harçlara ve komisyonculara yeterinden fazla yer vardı – Saddam Hüseyin de bu sistemden kâr olanaklarını ortaya çıkarabildi. “Oil for Food” programı uluslararası hammadde ticaretinin karanlıklarından hayli aktör ortaya çıkardı. Aslında herşey daha kolay olabilirdi: Malî açıdan kan kaybetmiş olan Irak son yıllarda defalarca büyük Batılı şirketlerin Upstream – Sektörüne, yani petrol üretimine yatırım yapabileceklerini selamlayacağı sinyalini vermişti; diğer OPEC ülkeleri bu konudaçok çekingen davranıyorlardı. Uluslararası petrol şirketlerinin petrol çıkartılması alanını tekrar ele geçirmelerine ve OPEC’in tekel gücünü kırmalarına en çok ABD’li enerji politikacıları sevinirdi. Yeni bir büyük üretici, Batılı tüketici ülkelerin ihtiyacını karşılama güvencesini artırabilir. Ancak ABD şimdiki rejimle ticarete girememektedir. ABD yaptırımların kaldırılmasını, isteseler dahi, siyaseten taşıyamazlar. Birleşik Devletler kendileri tarafından konstüre edilmiş bir çıkmaz sokaktalar: 1993 yılından bu yana, Irak ve İran’nın çifte sıkıştırılmasını içeren “dual containment”in pratiğe konulan bölgesel stratejisinin perspektifi yoktur, zor anlatılabilmektedir ve uzun vadede yoğun giderlere mal olmaktadır. Ancak bu politikanın başarısızlığı kabullenmek, özellikle müdahelecei Bush yönetimi altında (ve 11 Eylül’den sonra) düşünülemez. Irak, hegemonyayı yeterince provoke etti.

ABD Hükümeti saldırı ile kaçışa girişmiştir. Burada konu sadece petrol ile ilgili değildir, ama petrol ABD planlarının stratejik altyapısını vermetedir. Ve muhafazakâr hükümet dışı kaynaklar, Irak’ın ABD yanlısı bir petrol teslimatçısı haline getirilmesinin, ifade edilmemiş bir ABD istemi olduğu sinyalini vermektedirler.

Rusya, Fransa, Çin

Ancak sadece ABD’de Irak petrolü ile ilili planlar geliştirilmemektedir. Bir çok aktör sırasını beklemekte ve meşakkatle geliştirdikleri Irak opsiyonları üzerinde titremektedirler. Özellikle Rus petrol ticaretinin temsilcilerinin tedirgin olduğu söylenebilir. Rusya şimdiki rejimin petrol konusundaki en önemli partneri ve en fazla kaybedecek olandır.

Rus tekelı Lukoil daha 1997 yılında, yaptırımlar nedeniyle bekletilen hayli geniş bir “production sharing” sözleşmesi imzalamıştı. Daha Ağustos ayında petrol sektöründe ve başka alanlarda yapılacak 40 milyar Dolarlık ikili ortaklık üzerine pazarlıklar yapılmıştı. Bir Rus şirketi olan Tatneft Ekim ayı ortasında petrol çıkarma uzmanlarını Kuzey Irak’gönderdi. Rusya diğer ülkeleri hayli önünde olarak Irak’ın en önemli ticaret partneri; Irak petrol “Business”inin devamlılığını Rus mühendisler sağlamaktadır. Ayrıca Rusya, Irak’ın günün birinde 12 milyar Dolar düzeyindeki yüksek borçlarını geriye öder umuduyla Bağdat’la olan iyi ilişkilerini bozmak istememektedir. Ancak bu konu, bir “Post-Saddam-Irak’ı” için yapılacak ABD – Rusya pazarlığının olası noktalarından birini oluşturmaktadır. Eğer Rusya Hükümeti Güvenlik Konseyi’nde dönülmez olana – Saddam’a karşı savaşa – boyun eğiyorsa, perde arkasında olanaklı olduğunca fazla ekonomik garantiler alabilmek için pazarlıklarda bulunmaktadır. ABD’de bu bilinmektedir. Bu nedenle Houston’da Ekim baında yapılan bir ikili görüşmede ABD’li diplomatlar Rus misafirlerini, Irak pastasının adil paylaşılacağı konusunda ikna etmeye çalışmışlardı. ABD’nin neyi – borçların geri ödenmesi, petrol çıkarma antlaşmaları, ticaret payları vb. – kabul edeceği daha belli değil, ancak Rus’ların kooperasyonu için öyle ya da böyle bir şeyler ödemek zorunda kalacaklar.

Aynı zamanda Rusya’da başlayacak olan Irak savaşının orta vadede zararlı bir ticaret olacağı konusunda kaygılar yaşanmakta. Eğer uyandırılan petrol devi Irak bir kaç yıl içerisinde dünya petrol piyasasını petrole boğarsa, sonucunda, Rusya’daki üretim giderlerinin yüksekliği nedeniyle Rus petrol ticareti için facia anlamına gelecek fiyat düşüşleri söz konusu olabilir. ABD, Rusya’nın savaş durumunda ihtiyaç karşılayıcı görevini üstlenmesini ve böylece piyasasını genişletmesini arzulamakta. Ancak Rusya bu beklentiyi tam anlamı ile yerine getiremeyecek; var olan kapasitelerinin sınırına dayanmış durumda. Irak’ın ikinci büyük partneri olan Fransa’nın durumu ise biraz daha iyi. Kaybedeceği tek şey, Total Fina Elf’in yapmış olduğu Upstream Antlaşması olabilir. Ama burada da ABD ile çıkar denkleştirilmesi söz konusudur. Şimdiki rejimin bekleme listesine, pek petrol üreticisi olarak tanınmayan Çin duruyor. Görünüşe göre Irak, stratejik petrol antlaşmaları ile Güvenlik Konseyinin ABD karşıtı üyelerini maddî olarak kendine bağlamaya çalışmakta. ABD, tek taraflı izolasyon politikasıyla, Irak’a, büyük devletler arasında fitne sokma şansını vermekte. Çünkü, şimdiki rejimin tek sermayesi petrol: Irak son dönemlerde etkisiz self boykotlar uygulamaktan vazgeçti ve ihracatını olabilecek en yüksek teknolojik seviyeye yükseltti. Yüksek kota ise, Irak’ın savaş başında dünya piyasasından ayrılması ile ABD için yüksek gider anlamına gelmektedir. Zaten Bağdat rejimi son dönemlerde Batılı müşterilerinin sayısını artırmak için Repsol YPF (İspanya) veya Eni (İtalya) gibi Amerikalı olmayan büyük şirketlerle çeşitli antlaşmalar imzaladı. Amerikalı ve Britanyalı şirketler ise tabii ki dışlandı.

Diğer taraftan Irak dışındaki tuhaf muhalefet, Amerikalılara yaltaklanmaya çalışacaklardır. Ancak bu, gelecekte de petrol almak isteyen başka ülkelerin şimdiden temellendirilmiş olan çıkarlarında bir şey değiştirmekyecektir. “Post – Saddam – Irak’ı”, dengeler değişmiş olsa bile, ABD’li şirketlerin ev sahipliğine dönüşmeyecek. Savştan sonra ilk faydalanacak olanlar, hükümete yakın olan Brown and Root veya Halliburton gibi şirketler olacaktır. Zaten ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, ABD işgalinin ve yeniden yapılanmanın giderlerini Irak’ın petrol gelirlerinden karşılanmasını önerdi.

Irak İçin ABD Planları

ABD çeşitli toplarla cambazlık yapmak zorunda; işte bu nedenle glecekteki bir Irak için hazırlanan Amerikan planları belirginsizlik göstermekteler. Enerji sektörüne yönelik konsept varsa bile, gizli tutulmakta. Hükümet içindeki danışmanlara göre, şimdi en azından Orta Doğu’nun enerji stratejileri açısından yeniden yapılandırılması şansı gelmiştir. Muhafazakâr “Thinktank” gruplarının strateji belgeleri, Irak’In savaştan sonra, bağımlı ortak olarak petrol ihtiyacı güvenliğini sağlaması amacıyla hemen desteklenmesi gerekiğini talep etmekteler.

Ancak Irak’ta Bush’un izniyle herhangi bir şekile işleycek olan bir rejim oluşturulabilse dahi, bu muhafazakâr senaryonun hayli zorlukları bulunmakta. Eğer Irak üretimini bir kaç yıl içerisinde günde altı ya da daha fazla milyon varile çıkarırsa, sonucunda ortaya çıkacak olan düşük fiyatlar bölgeyi genel olarak destabilize edecektir. Ve Suudi Arabistan’ın tekel gücü bu şekilde de ortadan kaldırılamayacaktır; Arap Krallığı günde on milyon varilden fazla olan kısa süreli üretim kapasitesiyle piyasaları gene kontrol altına alabilir.

Ayrıca Körfez Savaşı ve yaptırımlar Irak’ın altyapısını önemli ölçüde yok etmiştir ve yeni savaş da olabildiğince zararlar verecektir. Petrol üretiminin işlerlik kazanması ABD’de umulandan daha fazla süre alacaktır. Ayrıca, rejimin Amerika’ya olan bağımlılığı, rejime karşı – hem içte, hem dışta – çok çabuk, sonuçları tahmin edilemeyecek güvensizlik duyulmasına neden olacaktır.

Fiyat Beklentileri

ABD’li danışmanların “policy papers”lerindeki yeşeren gelecek manzaraları spekülasyonlara dayanmaktadır. Savaşın – mutlaka olumsuz olacak olan – dolaysız sonuçları ise daha iyi görülebilmektedir.

Şu anda petrol piyasasında yüksek fiyatlar hakim ve görüldüğü kadarıyla, piysaları OPEC kontrol etmekte. İronik olansa, savaş korkusunun OPEC’e yaraması. Bu tekel, savaşın piyasalardaki psikolojik ve maddî şokunu, tam olarak kullanmadığı üretim kapasiteleri ile karşılayabilir – Suudi Arabistan konuyla ilgili olarak benzeri açıklamalarda çoktan bulundu. Ancak Batılı tüketicilere nasıl yaklaşılacağı, öncelikle ABD’nin tavırlarına bağlı.

Gerçek bir fiyat şoku ancak savaşın herhangi bir şekilde Arap Yarımadasına sıçraması sonucunda ortaya çıkacak. Eğer bu ihtilaf süresi uzarsa, hafif te olsa artan petrol fiyatları zaten sarsılan Batılı ekonomiler için tehlikeli olur. Ve ABD’nin Körfez’deki askerî girişimi 200 milyar ABD Dolarına mal olacaktır.

Irak işgalinin OPEC ülkelerinin çoğunluğunun çıkarına ters düştüğünden, ABD’den 12 Aralık’ta yapılacak olan OPEC toplantısına kadar Suudi Arabistan’a ters bir şey söylemesi beklenmemekte. Irak’ın komşuları hemen yanıbaşlarında savaş istememekteler, aynı, Irak’ın petrol üretimini artırmasını istemedikleri gibi. Bu nedenle OPEC, status quo’nun böyle kalmasından memnun olan az aktörlerinden birisidir.

(Çeviri:M.Çakır)